GÜNÜBİRLİK VE KONAKLAMALI TURLAR
Kayseri Kültür Turları
- (Müze girişleri extradır)
VIP Aracımızla
Kayseri
KAYSERİ

Kapadokya'ya uzanan toprakları, Erciyes'in karlı yamaçları, Kültepe'nin paha biçilmez eserleri, tarihi yapılar, camiler, medreseler... Kayseri'nin kültürel değerlerine benzersiz pastırması ile mantısını da ekleyince mükemmel bir turizm rotası çıkıyor karşımıza...

KÜLTEPE ÖREN YERİ

Anadolu’ya ticaret Asurlular tarafından getirilmiş ve Kayseri, Kültepe’de başlamıştı. Bu nedenle de Kayseri'nin 5 km kuzeydoğusunda yer alan Kültepe, Anadolu’da kurulmuş en önemli merkezlerden biridir.Asurlu tüccarlar Anadolu beylerinin oturduğu kentlerin hemen yakınında pazar yerleri kurar ve ödedikleri vergilerle mallannı ve canlannı koruma altına alırlardı. Anadolu ile Mezopotamya arasında gidip gelen bu tüccarlar Asur’dan kalay, dokuma, kumaş, süs eşyası, koku gibi ürünler getirir, bunlan altın ve gümüş ile değiştirirdi. İşte Asurlular tarafından kurulan bu pazar yerlerine “Karum” denirdi. Merkez pazar yeri Kültepe’nin Aşağı Şehrinde kurulmuş “Kaniş Karurnu’ydu. Bölgedeki yirmiye yakın pazar yeri Kaniş Karumu'na; Kaniş Karumu ise Asuria bağlıydı.

Kültepe kenti ise ikiye ayrılın Höyük ya da Yukan Şehir olarak anılan birinci bölümde Kaniş Prensleri ile yerli halk otururdu. İkinci bölümü oluşturan ve Aşağı Şehir de denilen Karum’da ise Asuriu tüccarlar yaşardı. Asur Ticaret Kolonilerinin Anadolu’da sayılan artıkça bölgenin önemi de büyüdü. Kültepe Örenyeri’nde 1948 yılından beri aralıksız sürdürülen kazılardan elde edilen buluntular bugün Kayseri Arkeoloji ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor. Bu eserler, hem Anadolu hem de Mezopotamya tarihine ışık tutan çok değerli bilgiler aktarıyor.
MÖ 4000 yılında başlayan tarihi boyunca bölgede daima önemli bir ticaret merkezi olan Kayseri de diğer iller gibi çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yaptı.
MÖ 2000 yıllarında Hitit-lerin Kayseri yakınlarında kurduğu Kültepe (Kaniş) kenti ile hemen yanındaki Karum'da yapılan kazılar; yalnızca Kayseri'nin değil, Anadolu'nun tarihini de aydınlatan pek çok belge ortaya çıkarttı. Bunun da ötesinde Kültepe, Roma Dönemi sonuna kadar aralıksız yerleşim gören bölgenin en önemli merkezi oldu. MÖ 11 ve 7. yüzyıllara gelindiğinde Erciyes'in eteğinde, Mazaka adında bir şehir kuruldu. Kent daha sonraki yüzyıllarda Perslerin egemenliği altına girdiyse de MÖ 280 yılında kurulan Kapadokya Krallığı'nın başkenti oldu. 400 bin nüfuslu bu kocaman şehir, MS 17'de Romalıların eline geçerek 'Kaisareia' adını aldı. Kaisareia, Bizans İmparatorluğu zamanında da varlığını sürdürdü, bir süre Arap akınları altında sarsıldı, 11. yüzyılda Türk beylikleri arasında el değiştirdi, 12. yüzyılda Danişmendlilerin eline geçti.

1162'de Selçuklular tarafından fethedilerek Konya'dan sonra gelen en büyük ikinci kent oldu.

14. yüzyılda başlayan Osmanlı egemenliği, bir ara kesintiye uğradıysa da 1515 yılında bir kez daha Osmanlı Dönemi başladı ve bu konumu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanına kadar değişmedi.

Kayseri'nin kültürel değerleri

Kapadokya bölgesinin doğu ilini oluşturan Kayseri, kültürel tarih açısından Anadolu'nun en önemli kentlerinden biri. 3916 metre yüksekliğindeki Erciyes Dağı'nın eteklerinde oturan şehir, pek çok "ilke" imza atar.

SOĞANLI VADİSİ

Kayseri ilinin batısına gittikçe yeryüzü şekilleri değişmeye, karakteristik bölge yapısı ortaya çıkmaya başlıyor. İl merkezinden 80 km uzaklıkta bulunan Yeşilhisar ilçesi, Kayseri’nin Kapadokya yüzünü oluşturuyor. Vadinin en popüler durağı olan Soğanlı köyü aslında Derinkuyu’dan 25, Nevşehir'den 50 kilometre uzaklıkta. Dolayısıyla bölge Kayseri il sınırlan içinde kalmasına karşın daha çok Nevşehir’den ziyaretçi alıyor.

Ihlara Vadisinin küçük bir örneği gibi uzanan Soğanlı kanyonu 100 un üzerinde kilisesi, kaya yamaçlanna serpilmiş güvercinlikleri ve hele de bez bebekleri ile ünlü, küçük bir açık hava müzesi daha oluşturuyor. Vadiye girildiği zaman kayalara gizlenmiş sayısız oyuğun her birinde bir kilise ya da mezar odası saklı. Sayılan 50’yi aşan kiliseler içinde en önemlileri şöyle sıralanıyor Yılanlı, Tokalı, Kubbeli, Karabaş, Tahtalı (Azize Barbara).
Kültepe-Kaniş-Karum'uyla, en eski yerleşme yerlerinden biri, Anadolu'da bulunan ilk yazılı tabletlerin çıkarıldığı topraklar, dünyada ticaretin ilk kez organize edildiği şehir....

Tarihte Anadolu ticaretinin kalbi Kayseri'de atar, İpek Yolu'nun can damarı buradan geçerdi. Kültepe'den başlayan bu ticaret trafiği Kayseri'yi her dönemde önemli bir merkez yapmış, sıkça el değiştirmesine rağmen binlerce yıl kesintisiz aynı yerde ayakta kalmayı başarmıştı.Ticari ve sosyal hayatın böylesine yoğun olduğu bu topraklarda doğal olarak pek çok önemli eser yükselmişti. Kayseri'de yer alan tarihi yapılar arasında en önemlileri şöyle sıralanıyor: Ulu Camii, Hunat Hatun Külliyesi, Gülük, Han, Lale, Kurşunlu, Kale, Yanıkoğlu camileri ile Hacı Kılıç Camii ve Medresesi, Şifahiye ve Gıyasiye Medresesi, Hatuniye Medresesi.

Kentin kültürel varlıklar listesinde 28 kümbet ve türbe, 8 han ve köşk, 2 tarihi çarşı; sayısız çeşme, hamam, köprü, konak ve kilise yer alıyor. Şehir surları, Kalesi, Saat Kulesi ve müzeleriyle tam bir tarih kenti.

Kayseri Kalesi

3. yüzyıla tarihlenen Kayseri Kalesi ile kent surlarının, 300 yıl sonra büyük bir onarımdan geçtiği ve küçüldüğü biliniyor. Günümüzde de büyük bölümü restore edilmiş olan yapı; İç Kale, Dış Kale ve Burçlar olarak Cumhuriyet Meydanı'nda uzanıyor. Geçmişte sayıları altıyı aşan ihtişamlı kapılarından günümüze ne yazık ki hiçbir şey kalmamış.

Saat Kulesi

Gene Cumhuriyet Meydanı'nda yer alan ve 1909 yılında yapılmış olan Saat Kulesi, kesme taşlarla örülmüş, kare planlı bir yapı. Dört yüzünde de birer saat bulunan Kule, Mustafa Kemal Atatürk'ün Kayseri'ye geldiğinde halka hitap ettiği yer olarak da hatırlarda tutuluyor.

Hunat Hatun Külliyesi

13. yüzyıl Selçuklu eseri olan külliye, cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşuyor. Kale surlarının dışında yer alan külliyenin Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat'm eşi, II. Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat (Huand) Hatun tarafından yaptırıldığı biliniyor. Külliye'nin en önemli yapısı olan cami, 56 adet dikdörtgen ayak üzerinde duran kemerlere oturuyor. Taç kapısının çevresi zarif, geometrik motiflerle çevrili.

Döner Kümbet

Bazı kaynakların 13, bazı kaynakların ise 14. yüzyıla tarihlediği ve Şah Cihan Kümbeti olarak da bilinen yapı, bir Selçuklu eseri. Gövdesi silindir formunda ve çatısı konik bir külahla örtülü. 12 yüzeyi bulunan bu küçük yapının her cephesinde farklı bezemeler var. İnce taş işçiliğinin eseri olanbu süslemelerde, bitki ve hayvan motifleri; hayat ağacı, çift başlı kartal ve aslan figürleri dikkat çekiyor. Döner Kümbet, Seyyit Burhanettin Bulvarı, Kartal Kavşağı'nda yer alıyor.

Etnografya Müzesi

Kuşkusuz, Kayseri sivil mimarisinin en iyi örneklerinden biri bugün Etnografya Müzesi olarak gezilen Güpgüpoğlu Konağı, diğeri ise Atatürk Müzesi yani İmamzade Raşit Ağa Konağı.

Kentin en görkemli yapılarından biri olan Güpgüpoğlu Konağı'nın orijinal bölümleri 1419-1497 yıllarına tarihleniyor. Zaman içinde çeşitli değişimlere uğrayan konak, 18. yüzyılda bugünkü halini alıyor. Tipik bir Kayseri evi örneği olarak iki bölüme ayrılan yapının Haremlik kısmı Müze-Ev, Selamlık tarafı ise Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiş.

Üç ana bölüme ayrılan Haremlik; Sofa, Harem Odası ve Mutfak bölümlerinden oluşuyor. Etnografya Müzesi olarak kullanılan konağın bu bölümünde yakın tarihin günlük yaşamında kullanılan eşyalar, objeler ve zarif eserler var. Bunlar arasında cam, çini, ahşap ve madeni eserler, çeşitli silahlar, kadın ve erkek kıyafetleri, süs eşyaları, sikkeler, Kuran-ı Kerimler, bakır kaplar, halı, kilimler ile bir de büyük bir Türkmen çadırı sergileniyor.

ATATÜRK MÜZESİ 

Mustafa Kemal Atatürk’ün, 19 Ağustos 1919’da Kayseri’ye gelişinde kaldığı ev bugün müze olarak korunuyor. 19. yüzyıl, Geç Osmanlı Dönemi mimarisinin örneği olan İmamzade Raşit Ağa Konağı'nın dışı kesme taşlarla örülmüş, içi ahşap işçiliğinin mükemmel bir örneği. Dönemin iç mimari anlayışını da yansıtan konakta; Atatürk’ün Kayseri’de yayınladığı beyanname, buraya yaptığı ziyaretten fotoğraflar ile I. Dönem Kayseri milletvekillerine ait resimler sergileniyor.

ERCIYES KAYAK MERKEZİ
Kayseri ili tarihi ve kütürei değerlerinin yanısıra doğal güzellikleri ve sportif etkinlikleriyle de ön plana çıkıyor. Aladağlar Milli Parkı’ndaki Kapuzbaşı Şelaleleri, Ali Dağ Yamaç Paraşütü Merkezi, Sultansazlığı Kuş Cenneti gibi pek çok yöre, özellikle yaz aylannda yoğun hareketlilik gösteriyor. Ancak Kayseri'nin kış aylannda da dolup taşan bir köşesi var Erciyes Kış Sporları Merkezi.

Kayseri il merkezine 25 km uzaklıkta bulunan kayak merkezi, hem günübirlik ziyaretlere hem de konaklamaya imkan tanıyor.

Erciyes Dağının 1800-3000 metreleri arasında bulunan merkez, kasım başından nisan sonuna kadar, 6 aylık uzun bir kayak sezonu sunuyor. "Toz kar’ olarak nitelendirilen kaliteli karla örtülü pistlerinde 1250 ve 1450 metre uzunluklannda iki adet teleski ile 2250 metre uzunluğunda bir adet telesiyej yer alıyor.

300’er metrelik iki çocuk pistinin yanısıra uzunluklan 1800 ile 3000 metre arasında değişen üç de kayak pistine sahip.

Devlet kuruluşlarına ait dağ otellerinin yanısıra özel sektöre art üç tane de konaklama merkezi bulunuyor.

Kayseri Arkeoloji Müzesi

Kayseri'de Etnografya ve Atatürk müzelerinin yanı sıra Arkeoloji, Gevher Nesibe Tıp Tarihi, Kayseri Kent ve Mimar Sinan ile Ahi Evran Esnaf ve Sanatkarlar müzeleri yer alıyor.

6 bin yıldan beri Kayseri topraklarında yaşamış çeşitli uygarlıklara ayna tutan Arkeoloji Müzesi, geçmiş kültürlerin zenginliğini de yansıtıyor. Müze Kalkolitik Çağ'dan başlayarak; Asur, Hitit, Roma ve Bizans Dönemlerine kadar uzanan değerli bir koleksiyona sahip. Müzede Eski Tunç Devri'ne ait seramikler, idoller; Asur Dönemi'nden çivi yazılı tabletler, testiler, damga mühürler; Hitit'ten kaya kabartmaları, heykeller; Helenistik, Roma ve Bizans'a ait cam ve madeni eşyalar, takılar, heykeller ve sikkeler sergileniyor.

Herakles Lahdi, Kayseri Arkeoloji Müzesi eserleri arasında oldukça önemli bir yere sahip. 1991 yılında müze yanındaki kültür sitesi inşaası sırasında bulunan beyaz mermer lahdin uzunluğu 215, genişliği 101, yüksekliği 133 cm. Lahdi çepeçevre saran kabartma figürlerde efsaneye göre Herakles'in yerine getirdiği 12 görev anlatılıyor. Bu anlatım sırasında sahneler ilerledikçe Herakles'in de yüzü yaşlanmaya başlıyor. Sahnelerden birinde ise ölümden sonraki dünyayı sembolize eden bir kapı kabartması yer alıyor.

PASTIRMA ve MANTI DİYARI

Kayseri deyince akla kuşkusuz önce pastırma ardından mantı gelir. Kapadokya’nın da ağız tadı bu geleneksel iki lezzette düğümlenir.

Orta Asya’dan beri bilinen ve eski bir Türk yiyeceği olan pastırma çiğ etin "çemen” adı verilen baharat katmanıyla sarılarak kurutulmasıdır.

Bir hamur yemeği olan mantı ise zahmetli, zahmetli olduğu kadar lezzetli bir yemektir. Elde açılan hamur incecik olmalı, içlerine kıyma konulan kare hamur parçaları küçücük kesilmelidir. Mantısı ile ünlü Kayserili hanımlann bir çorba kaşığına kırk adet mantı tanesi sığdıracak kadar küçük parçalar hazırladıktan bir efsane olmuştur. Servise hazır mantının üzerinde gezdirilen sanmsaklı yoğurt ve kırmızı biberli tereyağ se bu eşsiz lezzetin son dokunuşlarıdır.


TUR REZERVASYON